Vergi Davası Kazanma Stratejileri 1: Yalın Dilekçe

Vergi mahkemesinde yapılan yargılamada kamu hukuku kuralları uygulansa da muhakeme faaliyetini başlatan işlem tıpkı özel hukuk davalarında olduğu gibi davacının dilekçesidir. Bu nedenle dava dilekçesi vergi yargısı ile istenen sonucun gerçekleşmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Davadan beklenen neticesinin gerçekleşmesi ise, özellikle yürütmenin durdurulması istemli davalarda, dava dilekçesinde yer verilen itirazların mahkemece dikkate değer bulunmasına ve mahkemeyi harekete geçirmesine bağlıdır.

Vergi yargısında yazılı yargılama geçerli olduğundan duruşma davacı istemediği sürece yapılmaz. Herhangi bir engel olmamakla birlikte, hakimlik yaptığım süre zarfında hiçbir mahkemenin olayı çözmek için kendiliğinden duruşma yaptığını görmedim. Bunun nedeni muhakeme argümanlarının belgelerden oluşması ve kararın yazılı delillere dayanacak olmasıdır. Tanığın dahi dinlenilemediği bir duruşmada ileri sürülecek itirazlar zaten dosyada bulunan vesikaların teyidi mahiyetinde olacaktır. Bu nedenle bir dava duruşmasından beklenecek sonuç idari yargı açısından geçerli olmadığından davacının isteklerini, itirazlarını, savunmasını ve menfaatini birinci ve ikincisi dilekçe belirleyecektir. Dolayısıyla dilekçedeki anlatım ve dilekçe konusunun anlaşılırlığı oldukça önemlidir.

Dava açarken yapılan hatalardan ilki hakimin sanki olayın tarafıymış gibi, tüm yaşanan sürece tanık olmuş gibi bir anlatım tarzı benimsenmesidir. Bu oldukça yanlıştır. Böyle bir anlatım hakimi daha davanın başında sıkmakta ve davacı tarafından ileri sürülecek itirazların dikkate alınmamasına yol açabilmektedir. Bu nedenle dilekçeye başlarken olayın kısa özetine yer verilmeli ve gelinen aşama aktarılmalıdır. Olayın en dikkat çeken kısmı dahi olsa anlatıma ortadan başlanması ihtilafın çözümüne katkı sağlamayacaktır.

İkinci hata ise hukuki sebeplerin yani mevzuat parçalarının doğrudan dava dilekçesine aktarılmasıdır. Bu öyle yaygındır ki bazı davacılar hukukun genel ilkelerinden başlayıp özel hukuk da dahil diğer tüm mevzuatlarla birlikte ilgili ilgisiz bir çok düzenlemeye dilekçelerinde yer vermektedir. Davacı için davanın hayati olduğunu, dilekçeye gereken özenin verildiğini, araştırma yapıldığını göstermek için ya da yazılacak pek fazla itiraz bulunmadığı ya da doğru araştırma yapılmadığı zaman böyle bir dilekçe kaleme alınmaktadır. Hacmi oldukça geniş ve anlamsız içeriğe sahip bir dilekçe ile davanın başlaması davacının istemlerinin geri itilmesine ve davanın seyrinin olumsuz etkilenmesine sebep olabilir. Bu nedenle dava dilekçesinde ister ilgili ister ilgisiz olsun, yersiz düzenlemelere yer verilmesi davacı açısından olumsuz sonuçlara veya gecikmelere yol açabilir. Hakimin anlamadığı, sıkıldığı veya çözmek istemediği bir dosyayı ötelemesi ya da işin esasına dair çözümü ertelemesi muhtemeldir.

Yapılan bir diğer hata ise dava dilekçesi ile birlikte ilgisiz evrak eklenmesi veya alakasız olaya dilekçede yer verilmesidir. Olayın çözümüyle katkı sunmayacak vesikalar, nakiller ve anlatımlar davadan beklenen sonucun gerçekleşmesini engellemektedir. Uyuşmazlığın özü ve çözümü ne ise bu yöndeki belgelerin eklenmesi ya da hakimi bu belgeleri araştırmaya sevk etmek davacının işini kolaylaştırır. Bu nedenle davayı açmadan önce toplanan belgelerin yargılama faaliyetine katkısı olup olmadığı tetkik ve analiz edilmelidir. Örneğin ödeme emrinin iptali istemiyle açılan bir davada yoklama fişlerini dosyaya ibraz etmenin ve dilekçede bahsetmenin anlamlı olduğu söylenemez.

Tüm bu anlatılanlar yanında başka hataların yapıldığı da görülmektedir. Dilekçede kullanılan yazı stili, anlamsız şekilde altı çizilmiş cümleler, istemlerin belirgin ve idari yargı tekniği açısından kabul edilemez oluşu, davayı uzatacak talepler vs. dava dilekçesinde yapılan diğer hatalardır. Yine ikinci dilekçenin yerine göre verilmemesi davayı hızlandırabilecekken verilmesinin tercih edilmesi yalnız davayı uzatacaktır. Çünkü birinci dilekçenin tekrarından ibaret olacak ikinci dilekçenin karşı taraf açısından mükerrer cevap hakkı doğurması dışında hiçbir anlamı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak yalın dilekçeler özellikle hakkında yerleşik içtihat bulunmayan yargılamalarda davacının istediği neticeyi elde etmesinin temelini oluşturur. Bu nedenle yoruma açık, sık sık değişen geniş bir mevzuata sahip vergi yargısında sade ve veciz bir dilekçe ile davanın açılması, olay ile mevzuatın davacının istemine uygun değerlendirilerek hakime yol gösterilmesi ve istemlerin muğlak olmaması yargılamanın seyrini belirlemede önemli rol oynamaktadır.

Vergi Yargılama Uzmanı

Limited Şirket Kanuni Temsilcisi Hakkında Düzenlenen Ödeme Emrine İtiraz Davası Dilekçesi Örneği

İSTANBUL VERGİ MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA

-yürütmenin durdurulması taleplidir-

DAVACI: Deniz Gül TC Kimlik No: 62734524234

ADRES: Çiğdem Mah. 70. Sok. No:11 Beylikdüzü İstanbul

DAVALI: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

ADRES: Akşemsettin Mahallesi Adnan Menderes Bulvarı No:56 Fatih/İSTANBUL

DAVANIN KONUSU (Toplam 4 adet):

20/05/2018 tarih ve 2018052066aRF0000001 sayılı Ödeme Emri.
20/05/2018 tarih ve 2018052066aRF0000002 sayılı Ödeme Emri.
10/05/2019 tarih ve 2019051066aRF0000001 sayılı Ödeme Emri.
10/05/2019 tarih ve 2019051066aRF0000002 sayılı Ödeme Emri.

DAVA KONUSU İŞLEMİN TEBLİĞ TARİHİ: 16.05.2019

AÇIKLAMA ve YASAL MEVZUAT:

Müvekkilimin 01.06.2014 ila 01.05.2015 tarihlerinde ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu YAĞMUR İNŞ. TURİZM TEKS TİC. LTD. ŞTİ.’nin 2014 ve 2015 takvim yıllarının muhtelif dönemlerine ait ödenmeyen çeşitli kamu alacaklarının tahsili amacıyla adına dava konusu ödeme emirleri tanzim edilmiştir. Oysa ki söz konusu ödeme emirleri hukuka aykırı olup iptali gerekmektedir. Şöyle ki:

Müvekkilim tarafından ödeme emri tebliğinden hemen sonra vergi dairesine müracaat edilmiş ve borcun doğumuna ait bilgi ve belgeler istenmiştir. Ancak vergi dairesi tarafından tarafına herhangi bir vesika verilmemiş ve açıklama yapılmamıştır. Bu nedenle bu aşamada itirazlarımız ödeme emrinde yer verilen bilgiler nazara alınarak yapılacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki ödeme emirlerine konu borçların bir kısmının vadesi kanuni tahakkuk tarihleri dikkate alarak belirlenmiştir. Bunun anlamı borçların bir kısmı zamanında verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden ve ödenmeyen kamu alacaklarıdır. Bununla birlikte borçların büyük çoğunluğunun vadeleri, dönemleri 2014 ve 2015 olmasına rağmen 2018 yılı içerisinde yer almaktadır. Bu tablodan anladığımız kadarıyla 2018 yılında asıl borçlu şirket hakkında bir vergi incelemesi yapılmıştır. Çünkü vadesi 2018 yılına isabet eden 2014 ve 2015 dönemlerine ait kamu alacaklarının ihbarname ile tahakkuk ettiği açıktır. Burada çok önemli bir husus dikkat çekmektedir. 2014 ve 2015 inceleme dönemine ait salınan katma değer vergileri üzerinden üç kat vergi ziyaı cezaları kesilmiştir. Demek oluyor ki 2014 ve 2015 yıllarına ait defter ve belgeler 2018 yılındaki incelemeye ibraz edilmemiştir. Ödeme emirlerinde atıf
yapılan 213 sayılı Kanun’un 10. maddesinde bahsedilen sorumluluk kusur sorumluluğudur. Bu düzenlemede kanuni temsilcinin ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiştir. Olayda kanuni ödevlerini (ibraz
ödevini) yerine getirmeyen kanuni temsilci 2018 yılında defter ve belgeleri incelenmek üzere arz etmeyen kanuni temsilcidir. Dolayısıyla 2018 yılındaki kanuni temsilcinin kusurlu eyleminden 01.06.2014 ila 01.05.2015 tarihleri arasında kanuni temsilci olan müvekkilimin sorumlu tutulması 213 sayılı Kanun’un 10. maddesine aykırıdır.
Vergi incelemesi dışında kalan, takip dilen borçların küçük bir miktarına isabet eden, beyan üzere tahakkuk edip ödenmeyen kamu alacakları açısından ise müvekkilimin kanuni temsilci olduğu kıst dönem dikkate alınmadan tüm dönemlerden sorumlu tutulması kabul edilemez. Çünkü kurumlar vergisi matrahını bir takvim yılının geliri belirlemektedir. Ve bu vergi bir sonraki yılda tahakkuk eder. Müvekkilim 01.06.2014 ila 01.05.2015 tarihlerinde şirketin kıst dönem kanuni temsilcisi olduğuna göre 2014 ve 2015 yılına ait elde edilen gelirin tamamının vergisinden sorumlu tutulması kabul edilemez. Çünkü Danıştay’ın müstakar hale gelen kararlarına göre kanuni temsilci ve ortaklar ancak kendi dönemlerinden sorumludur. Dolayısıyla 2014 ve 2015 takvim yıllarının kurumlar vergisi ile gecikme faizlerinden müvekkilimin sorumlu tutulması kendi dönemi olmayan gelirlerin vergisinden de sorumlu tutulması anlamına geldiğinden kabul edilemez.

Diğer taraftan, tüm bu hukuka aykırı kamu alacaklarını çıkardığımız zaman geriye kalan küçük tutarlar için de yine müvekkilime takip yapılmaması gerekir. Çünkü asıl borçlu şirketin bu borcu karşılayacak mal varlığı bulunmaktadır. Şirketten tahsil yoluna gidilip söz konusu varlıklar paraya çevrilip borcun ödenmesi yoluna gidilmeden müvekkilim adına ödeme emri düzenlenmesi kabul edilemez.

SONUÇ ve İSTEM:
Açıklanan nedenlerle, müvekkilimin iktisadi hayatı açısından ödeme emirlerinin icrasına devam edilmesi halinde telafisi zor zararlar doğabileceğinden yürütmenin durdurulması isteminin incelenmesi için davalı idare savunmasının verilme ve ara kararı süresinin kısaltılmasına, dava konusu ödeme emirlerinin öncelikle yürütmesinin durdurularak iptaline, yargılama giderlerinin davalı idareye yüklenmesine karar
verilmesini arz ederim.
/05.2019
Davacı adı ve imza

Vergi Yargılama Uzmanı

Vergi Davası Kazanma Stratejileri 2: Mevzuatı Kullanma

Vergi davalarında bazı hallerde gerekli araştırmanın tamamlanamaması, dava açma süresinin son gününe hatta saatine denk gelinmesi, açılacak davanın konusunun tam olarak tespit edilememesi vs. sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Bu ve benzeri durumlardaki problemleri çözmek mevzuat ve uygulamaları bilmekle ve doğru kullanmakla mümkün hale gelebilir.

Örneğin dava açma süresinin son günü olduğunu öğrenen bir mükellef için yapılan işlem ve itirazlar hakkında araştırma yapabilmesi için yeterli süre kalmamıştır. Bu durumda olan bir mükellef dava dilekçesini reddedilecek şekilde tanzim etmek suretiyle 30 gün ek süre kazanabilir. Örneğin imzasız dilekçe ile dava açılabileceği gibi, avukat olmayan vekil tarafından da dava açılabilir. Böyle hallerde mahkeme dilekçenin reddine karar vereceği için itiraz sebeplerini araştırma ve beyan etme için bir aylık süre kazanılmış olacaktır. Bu süre yetmediği hallerde ise dilekçe ret sebebini değiştirmek suretiyle aynı taktik kullanılabilir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki iki defa aynı hatanın yapılması halinde dilekçe değil dava reddedileceğinden bu hususa dikkat etmek gerekir.

Yine dava açma süresinin son anlarına denk gelinmiş bir cezalı tarhiyatla muhatap olunması halinde yapılması gereken ilk iş davanın avukatla açılması için notere koşmaktır. Çünkü UYAP sisteminde açılacak bir dava gece yarısına kadar sisteme girilebilir. Bu nedenle mahkeme yerine notere müracaat etmek hak kaybını önlemek için doğru bir adım olacaktır.

Bunun dışında zaman aşımına uğramış borçların vergi dairesinin kayıtlarında bulunduğu ve terkin edilmediği bilinmektedir. Böyle bir durumda ödeme emrine, haciz işlemine dava açma süresi kaçırılmış olabilir. Vergi idaresi de mükellefin başvurusu üzerine borcu silmeye yanaşmayabilir. Ancak yapılacak başvuruda 2577 10. maddesi kapsamında bulunduğu belirtilmek suretiyle istemin reddi halinde dava açılabilir. Bu yöntem vergi hatalarının düzeltme zaman aşımına takılmadan ve vergi idaresi lehine ret gerekçesi oluşturmadan işlem yapmayı kolaylaştıracaktır.

Vergi davalarında tarafların ikişer defa dilekçe ibraz etme hakları bulunmaktadır. Bu dilekçelerde taraflar itiraz ve savunmalarını sunarlar. Ancak bazı durumlarda davacı dava devam ederken önemli itiraz sebepleri edinmiş olabilir. Böyle bir durumda resen araştırma ilkesi geçerli olduğundan mahkemeye ek beyan ibraz edilebilir. Bu usul 2577 sayılı Kanun’da yer almasa da uygulamada mahkemelerde dikkate alınmaktadır. Ancak dediğim gibi ileri sürülmüş itirazın resen tahkik ilkesi kapsamında olması dikkate alınmasını sağlar.

Bir başka ihtimalde ise kamu alacağının hangi mahkemede dava konusu edilmesi bilinmeyebilir. Örneğin katılım payı, tarife, idari para cezası, tazminat gibi bazı uygulamalarda hangi mahkemenin görevli olduğu konusunda tereddüt oluşabilmektedir. Bu hallerde ise yapılması gereken vergi mahkemesine dava açmaktır. Çünkü vergi mahkemesinde dava açma süresi 30 gün iken idare mahkemesinde 60 gündür. Hak kaybı oluşmaması için bu hususa da dikkat edilebilir.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu ve benzeri sorunlar idari işlem aşamasında, davanın başında, dava devam ederken veya istinaf ya da temyiz safhasında ortaya çıkabilir. Mevzuat ve vergi yargısı pratiği iyi bilindiği durumlarda telafisi zor olan problemlerin önüne geçilebilir. İdari yargının bir kolu olan vergi yargısında karma hukukun uygulanması tecrübesiz davacılar açısından hak kayıplarını artırıcı rol oynayabileceği gibi, deneyimli davacılar açısından açılan davayı doğru yönlendirmek ve kazanmak için birçok hukuki ve maddi sebebin ortaya çıkarılmasına ve lehe kullanılmasına müsait bir zemin oluşturmaktadır.

Vergi Yargılama Uzmanı

Vergi Davası Kazanma Stratejileri 3: Güncel İçtihatlar

Vergi mahkemelerinin kararları, ister ilk derece mahkemesince verilsin ister istinaf ya da temyiz dairelerince verilsin başka bir mahkemenin kararının oluşmasında yalnız yardımcı kaynak niteliğinde değerlendirilir. Bunun anlamı, bir mahkeme üst mahkemesi dahi olsa bir başka mahkemenin kararına uymak zorunda olmayıp kendi yaptığı değerlendirme neticesinde ulaştığı sonuca göre karar verebilmesinin mümkün olmasıdır. Tabi bu durumun üç istisnası bulunmaktadır.

Bunlardan ilki bölge idare mahkemesinin Danıştay dairesinin verdiği bozma kararı üzerine ısrar ettiği durumda Danıştay Vergi Dava Daireleri’nce verilen karardır. Bu husus 2577 sayılı Kanun 50. maddesinde şu şekilde yer almaktadır: “Bölge idare mahkemesi, bozmaya uymayarak kararında ısrar ederse, ısrar kararının temyizi halinde, talep, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenir ve karara bağlanır. Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulması zorunludur.” Görüldüğü üzere ısrar kararı üzerine verilen karara alternatif bir başka karar verilemez.

Diğer bir istisna ise Danıştay’ın görevli birimince verilen içtihatları birleştirme kararıdır. Bu karara da benzer olaylarda tüm mahkemelerin uyması zorunlu olup herhangi bir mahkemece bağımsız değerlendirme yapılamamaktadır. Bu konudaki düzenleme ise Danıştay Kanunu’nun 40. maddesinde, “1. İçtihatların birleştirilmesi veya birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi, Danıştay Başkanı, konu ile ilgili daireler, idari ve vergi dava daireleri kurulları veya Başsavcı tarafından istenebilir. 2. Aykırı kararlarla ilgili kişiler, içtihatların birleştirilmesi için Danıştay Başkanlığına başvurabilirler. 3. Kurulun, içtihatların birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkındaki kararları, gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içerisinde Resmi Gazete’de yayımlanır. 4. Bu kararlara, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır. ” şeklinde düzenlenmiştir.

Sonuncu istisna ise Anayasa Mahkemesi kararlarıdır. Anayasa mahkemesinin bireysel başvuru kararları, örneğin mülkiyet hakkının ihlali kanaatiyle verdiği yargılanmanın yenilenmesi hakkında verdiği karar, ihlale sebep olan kararı veren vergi mahkemesini bağlarken; soyut veya somut norm denetimi sonucu verdiği iptal kararları ise yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.  Bu konudaki düzenlemede ise Anayasa’nın 153/son fıkrasında yer almaktadır.

Tüm bu istisnalar dışında bir mahkemenin herhangi vergi mahkemesi kararına etki etmesine yönelik bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kural sahte fatura davalarında verilen mahkumiyet kararları hakkında da geçerlidir. Vergi mahkemesi aynı eylemin sonucu olsa bile kendi yaptığı değerlendirmeye göre sahte fatura olayı hakkında ceza mahkemesinden farklı bir kanaate ulaşabilir.

Bunun yanında Türkiye’deki vergi mahkemelerinin geneli zorunlu olmasa da üst mahkemelerin içtihatlarını dikkate almaktadır. Bu üst mahkeme hakimlerinin daha kıdemli olmasına itibardan, hazır karar kullanımının kolaylığının cazibesinden ya da kararın bozulup hakimin performans cetveline sirayetinden sakınmaktan kaynaklanır. Dolayısıyla böyle bir ortamda ve Danıştay’ın bir çok içtihadını değiştirdiği son zamanda, güncel içtihatların uygulanması zorunlu olmasa da takibi ve açılacak davalarda yer verilmesi davanın seyri açısından oldukça önemlidir.

Güncel içtihat örneklerinin tüm vergi mahkemelerince bilindiği ve takip edildiği, nasıl olsa verilecek karara yön vereceği düşünülmemelidir. Gerek iş yükü, gerek ihmaller üst mahkeme içtihatlarının mahkemece izlenmesine engel olabilir. Bu nedenle açılacak davanın içtihada uygunluk analizi yapıldıktan sonra davada güncel içtihat örneklerine yer verilmesi gasp edilen hakka ulaşmayı hızlandırır. Çünkü mahkemece verilecek ret kararının istinaf veya temyiz mahkemesince karara bağlanması ayları hatta yılları bulabilir. Bu süre ise bir tacirin iktisadi hayatı için önemli kayıplara sebep olabilir.

Sonuç olarak, her ne kadar vergi mahkemelerinin uymak zorunda olduğu yargı kararları sınırlı olsa da, Türkiye’de üst mahkeme kararları ihtiyari de olsa büyük çoğunlukla derece mahkemelerince dikkate alınmaktadır. Başta Danıştay daireleri olmak üzere istinaf mahkemelerinin değişen veya yeni verilen kararlarının açılacak benzer davalara ait dilekçeler ile ibraz edilmesinin davanın seyri açısından önemi tartışmasızdır. Bu ihmalin sonucu istinafta kesinleşen kararlar için telafisi imkansız, Danıştay’da kesinleşen kararlar için ise telafisi geç olarak temayüz edebilir.

Vergi Yargılama Uzmanı

Vergi Mahkemesinde Yargılamanın Yenilenmesi

Hukuk terimi olan kanun yolu kavramı hakkında kısaca, davacının aleyhinde verilen bir karara karşı başvurabileceği itiraz müesseselerinin tamamı olduğu söylenebilir. Vergi mahkemesinde açılan bir davada verilen karara karşı davacının başvurabileceği olağan kanun yolları bölge idare mahkemesinde istinaf ve Danıştay’da temyizdir. İstinaf ve temyiz incelemesi tamamlanan bir dava hakkında verilen karar kural olarak kesinleşir. Kesinleşen bir mahkeme kararı hakkında ise gidilebilecek olağan kanun yolu kalmamıştır. Çünkü idari yargıda önceden var olan karar düzeltme müessesesi kaldırılmıştır. Bu nedenle çok istisnai olan kanun yararına temyiz kurumunu bir kenara bırakırsak kesinleşen bir mahkeme kararı hakkında gidilebilecek kanun yolu olarak yalnız yargılanmanın yenilenmesini söylemek mümkündür. Yeri gelmişken olağan kanun yolları tükendikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmak olağanüstü bir kanun yolu başvurusu değildir. Ancak Anayasa Mahkemesi’nce yargılanmanın yenilenmesine karar verilmesi halinde dolaylı bir olağanüstü kanun yolu incelemesi ortaya çıkmış olur.

Vergi mahkemesince verilen bir karar hakkında yargılanmanın yenilenmesi istinaf veya temyiz başvurusunda bulunma koşuluna bağlanmamıştır. Karar hangi aşamada ve hangi sebeple kesinleşirse kesinleşsin koşullar oluştuğu takdirde yargılanmanın yenilenmesi mümkündür. Bu şartlar birbirinden bağımsız olup yalnız birinin gerçekleşmesi yargılamanın yenilenmesi için yeterlidir. Bu koşullar aşağıda sıralanmıştır:

a) Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir
sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması,

b) Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması,

c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması,

d) Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi,

e) Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması,

f) Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması,

g) Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması,

h) Tarafları,konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması.

ı) Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya hüküm aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi.

Bu sayılanlar dışında Anayasa Mahkemesi’nce yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi de bir diğer yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak gösterilebilir.

Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır. Dolayısıyla bu istemin yerine getirilmesi herhangi bir mahkemeden istenemeyeceği gibi derece mahkemesi olmayan üst mahkemeler bu incelemede görevli değildir. Ancak yargılanmanın yenilenmesi istemi hakkında mahkemece usulden veya esastan verilen nihai herhangi bir karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurmak mümkündür.

Yargılamanın yenilenmesi istemleri her koşul için belirli hak düşürücü sürelere bağlanmıştır. Yenileme şartı gerçekleşse bile bu süreleri kaçıran bir davacının başvurusu süre aşımı nedeniyle reddedilir. Bu süreler yukarıdaki (h) bendinde yazılı sebep için on yıl, (ı) bendinde yazılı sebep için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl ve diğer sebepler için ise altmış gündür. Süreler dayanılan sebebin istemde bulunan yönünden gerçekleştiği tarihi izleyen günden itibaren başlatılarak hesaplanır.

Sonuç olarak, vergi mahkemesince verilen bir karar için itiraz prosedürünün tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda iyi araştırma yapılmalıdır. Vergi yargılaması kendine özgü kuralları olan bir idari yargı muhakeme çeşidi olduğundan genel hukuk bilgisi dışında vergi yargılaması kültürü, süreç tecrübesi ve içtihat birikimi bilgisi ile davanın sonucu açısından davacının lehine değişiklikler yapılması mümkün olabilir.

Vergi Avukatı

Vergi davası açmak isteyen kişilerden şu gibi cümleleri duyarız: Vergi davalarından anlayan tecrübeli bir vergi avukatı arıyorum, açacağım dava için mali hukuk danışmanı lazım, mali ya da gümrük müşavirimin desteği ile kendim dava açsam başarılı olur muyum, vergi dava dilekçesinde neler yazılması gerektiğini hangi kaynaklardan bulabilirim vs… Bu arayışın kökeninde yatan sebep; vergiler, vergi usul ve gümrük hukuku mevzuat ve uygulamasının kendi alanına münhasır; vergi sorumlusu, tahakkuk, basit usul, safi kazanç, bilanço, vergi ziyaı, tevkifat, gümrük kıymeti, royalti, serbest bölge, dahilde işleme rejimi, gümrüklenmiş değer gibi soyut görünen kavram ve kalıpları ihtiva etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi kavram ve kalıplar doğru bağlamında yerli yerine oturtulmadığı zaman vergi ihtilafına nüfuz etmek ve hukuka aykırılıkları ortaya koymak zor olacaktır.

Örneğin bir ticaret şirketinin kazancının bilanço esası ile tespit edilmesinin ne anlama geldiğini, gelir tablosunun nasıl çıkarılacağını, safi kurum kazancına hangi indirimler uygulanmak suretiyle ulaşılacağını bilmeyen kişi iyi bir hukukçu dahi olsa, resen yapılan tarhiyatta kurumlar vergisi matrahının tespitindeki hataları ortaya koyması ve vergi davasını şeklen/usulen takip edebilse de, uyuşmazlığın esasını/özünü idare etmesi, dolayısıyla davacı açısından beklenen faydanın sağlanması zor olacaktır. Yine gümrük uyuşmazlıklarında örneğin CIF kavramı ile gümrük vergisi matrahını oluşturan diğer unsurlara yabancı olan, menşe bilgisinin önemini kavrayamayan, gümrük yükümlülüğünün oluşma şartları açısından tahkik yapamayan özetle gümrük mevzuatına uzak bir kişinin gümrük uyuşmazlıklarını davacı lehine yönetebilmesi beklenemez. Bu minvalde, vergi davalarında istenilen sonuçları elde etmek için davayı takip edecek kişinin hangi konularda bilgi birikimi veya uzmanlığı bulunması gerektiğine kısaca değinelim.

Vergi davalarının başarılı takip edilmesi için, davasını bizzat takip edecek mükellefin ya da yükümlünün veya vekalet ile takip edilecek ise avukatın, temel muhasebe uygulamaları ile gümrük uyuşmazlıklarında dış ticaret işlemlerinin yanı sıra, bu uygulama ve işlemlerin vergi ve gümrük hukuku ile etkileşimleri ve nedenselliği hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olması ve idari yargılama kültür birikimi ile yerinde ve zamanında kullanabilmesi gerekmektedir. Başka açıdan; temel muhasebe, vergiler ve vergi usul hukuku, gümrük hukuku, dış ticaret hukuku, anayasa hukuku, idare hukuku, idari yargılama hukuku, hukuk muhakemesi hukuku, amme alacaklarının tahsili hukuku alanlarının vergi davalarının omurgasını oluşturduğu söylenebilir.

Bunun yanında davayı takip edecek kişinin, bu alanlardaki kuramsal bilgisi yanında; güncel uygulama mavzuatını ve yargı içtihatlarını takip etmesi, mali ve hukuki değerlendirmelerinin isabetli olması için vergilendirme pratiği ve literatürüne hakim olması ve ifade kabiliyetinin gelişmiş olması yargılama neticesinde olumlu neticeler almasını kolaylaştıracaktır.

Salt genel hukuk bilgisi ışığında, internetten derlenmiş kulaktan dolma bilgilerle soyut ve çözüme katkı sunmayan dilekçelerin kaleme alınması ya da sırf muhasebe ya da gümrük bilgisi ile dava yoluna başvurulması hukuki korumayı optimum düzeyde sağlayamayacaktır. Yine, vergi yargılama hukukunda resen araştırma ilkesi olduğu gerekçesiyle, muhakemede maddi ve hukuki delillerin toplanmasını yargıca devretmek, davada istenen sonuca ulaşmayı güçleştirecektir.

Bu nedenle, vergi ya da gümrük idaresince salınan vergilere veya kesilen cezalara muhatap olan yükümlülerin ya da mali iderenin herhangi bir idari işleminden menfaati ihlal edilenlerin en başta yapması gereken iş; davayı bizzat takip edip edemeyeceği değerlendirmesinden sonra, eğer kendisi takip etmeyecekse, ihtilafı, vergileme ve vergi yargılama kültürüne sahip ehil bir avukata havale etmek olmalıdır. Çünkü vergi yargılamasında umulan hukuki ve mali yararın elde edilmesinin yolu; vergi mahkemelerince verilen iptal kararlarının gerekçesi idari işlemlerin yalnız hukuka aykırılıklarına dayandığından, yukarıda bahsedilen alanlarda ihtisas sahibi olan hukukçularla çalışmaktan geçmektedir.

Vergi Yargılama Uzmanı